
Osmanlı Araştırmaları Dergisi bir süre önce Yücel Güçlü’nün, Hans-Lukas Kieser’in When Democracy Died: The Middle East’s Enduring Peace of Lausanne [Demokrasi Öldüğünde: Ortadoğu’nun Kalıcı Lozan Barışı] (Cambridge University Press, 2023) başlıklı kitabına ilişkin kapsamlı bir İngilizce dilinde hazırlanmış eleştirisini yayımlamıştır.[1] Kieser, Lozan Antlaşması’na esas olarak Ermeniler, Kürtler, Süryaniler ve diğer azınlıkların deneyimleri üzerinden yaklaşmakta; ancak bariz bir seçicilikle hareket ederek önemli kaynakları ve olayları dışarıda bırakmaktadır. Güçlü ayrıca kitabın çok sayıda maddi hata ve metodolojik seçicilik gibi eksiklikler içerdiğini belirtmektedir. Bu çerçevede Kieser’in kitabı siyasi amaçlı bir lobicilik anlatısı olarak ortaya çıkmakta ve çağdaş Türkiye çalışmaları alanına herhangi bir katkı sağlamaktan uzak kalmaktadır.
Güçlü bu kapsamlı eleştirisinde Kieser’in kitabının “düşünce ve yazımda netliğe” dair bir örnek teşkil etmediğini ve Kieser’in tanımlarının muğlak olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Kieser’in savlarını sunarken “bir çeşit belirsizlik” yarattığını ve kullandığı kanıtların vardığı sonuçları açıkça desteklemediğini ifade etmektedir. Güçlü, özellikle Kieser’i “soykırım” teriminin ne anlama geldiğini tanımlamadığı için eleştirmektedir. Kieser; bu terimi Ermenileri, Kürtleri, Rumları, Süryanileri, Yezidileri ve başkalarını ilgilendiren farklı tarihsel deneyimlere sürekli olarak uygulamaktadır. Ancak Güçlü’nün kaydettiği üzere söz konusu yazar, yeterince iyi tanımlanmış bir terim ortaya koymamaktadır. Aynı şekilde Güçlü, Kieser’in “barış” ile ne kastettiğini de hiçbir zaman tanımlamasına dikkat çekmektedir. Kieser’e göre barış savaşın yokluğu mudur? Huzur mudur? Uyumlu yaşam mıdır? Kürtler için özerklik midir? Yoksa Ermeni soykırımı iddialarının tanınması mıdır?
Güçlü bunu açıkça ifade etmese de Kieser -öne sürdüğü tezin doğası gereği- Türklerin aleyhine olan her olayın ahlaken haklı, barışçıl ve demokratik olduğunu ima etmekte ve kabul etmektedir. Yazarın tüm azınlık milliyetçi emellerini koşulsuz biçimde ve övgüyle benimseyerek, bunları doğası gereği demokratik olarak değerlendirmesi başka türlü açıklanamaz. Ancak Kieser’in temelinde demokratik ve öz-yönetim amacı güden hareketler olarak değerlendirdiği Taşnak ve Kürt milliyetçileri tarafından başı çekilen hareketler, “Ari ırk” ve “Ari ırk kardeşliği” hayalleri gibi rahatsız edici uç düşünceler beslemekteydiler. Kieser’in her türlü Türk karşıtı hareketi doğası gereği haklı ve demokratik olarak görmesi, yalnızca bu hareketlerin ve nihai hedeflerinin yüzeysel biçimde değerlendirilmesinden değil, aynı zamanda Türk karşıtı dünya görüşünü benimsenmesinden kaynaklanmaktadır.
Güçlü, Kieser’i 1922-23 döneminin Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtlarından çok sınırlı ölçüde yararlanmakla eleştirmektedir. Zira parlamento tartışmaları, Lozan müzakereleri sırasında Türk siyasi düşüncesini anlamak bakımından vazgeçilmez bir kaynaktır. Hükümetin, siyasetçilerin ve mebusların müzakere edilen meseleleri nasıl kavradıklarını ortaya koymaktadırlar. Güçlü’ye göre bir diğer eksiklik, Kieser’in Harvard’daki American Board of Commissioners for Foreign Missions (Yabancı Misyonlar Amerikan Komisyonu) arşivlerinden faydalanmamasından kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde Güçlü, Kieser’in Amerikalı diplomat Joseph Grew’ı sıkça kullanmasına rağmen, Mark Lambert Bristol’a çok az yer vermesine dikkat çekmektedir. Bu dengesizlik önemlidir, zira 1919-1927 yılları arasında Türkiye’deki Amerikan Yüksek Komiseri olarak görev yapan Bristol, bu konuyu ele alan herhangi bir kitabın bakış açısını zenginleştirebilecek geniş bir belge arşivi bırakmıştır.
Güçlü ayrıca Kieser’in, Türk “Dışişleri Bakanlığı belgelerinin hâlâ pek erişilebilir olmadığı” yönündeki iddiasının da doğru olmadığını belirtmektedir. 2019 yılında söz konusu kayıtların dijitalleştirilmesine yönelik kapsamlı bir projenin başlatıldığını ve Devlet Arşivleri aracılığıyla “yaklaşık 65 milyon sayfanın işlenerek erişime açıldığını” belirtmekte ve konuya açıklık getirmektedir.
Kieser’in Franz Werfel’ın Musa Dağ’da Kırk Gün adlı eserini tuhaf bir şekilde “belgesel roman” olarak nitelendirmesi de Güçlü’nün dikkatinden kaçmamıştır. Güçlü bu nitelemeyi reddetmekte ve Werfel’in, arşiv belgelerinden sistematik biçimde yararlanarak olayları yeniden inşa etmek yerine büyük ölçüde mevcut propaganda malzemelerine ve anılara dayanan bir kurgu eseri kaleme aldığını ortaya koymaktadır. Bu husus, Kieser’in tümüyle görmezden geldiği Kemal Çiçek’in The Armenians of Musa Dagh, 1915–1939: A Story of Insurgency and Flight [Musa Dağ Ermenileri, 1915–1939: Bir Ayaklanma ve Göç Hikâyesi][2] başlıklı çalışmasında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çalışmanın görmezden gelinmesi, Kieser’in seçici yaklaşımını ve tezine aykırı düşen unsurları görmezden gelme eğiliminin somut bir göstergesidir.
Güçlü’nün kitap eleştirisinin önemli bir bölümü, Kieser’in gelişigüzel anlatımlarına, kurmaca nitelikli ve maddi temelden yoksun iddialarına ayrılmıştır. Kieser, Şubat 1920’de Maraş’ta “yaklaşık on bin” Ermeni’nin katledildiğini ileri sürmektedir. Güçlü bunun kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık bir abartı olduğunu, Kieser’in “konuya dair ayrıntılı bilgi vermediğini, bilgilerini hangi kaynaklardan edindiğini de belirtmediğini” ve mevcut rakamların hiçbirinin “Maraş’taki Ermeni kayıplarına ilişkin geçerli bir tablo sunmadığını” kaydetmektedir. Beyrut İngiliz Başkonsolosu Albert Charles Wratislaw, bizzat Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a hitaben yazdığı raporunda konuyla ilgili “tüm rakamların” “tahminden ibaret” olduğunu bildirmişti.
Benzer biçimde Kieser’in çalışması ciddi bir kanıt temeline dayanmadan ortaya atılmış çarpıcı suçlamalarda da bulunmaktadır. Güçlü’ye göre:
“Kitap, Nazilerin ‘Dersim soykırımı sırasında Alevi Kürtleri öldürmek üzere Ankara’ya zehirli gaz gönderdiğini’ belirtmektedir (s. 8). Bu açıkça yanlıştır. Gerçekler bunun tam tersi yönündedir. Yazar, bu suçlaması için herhangi bir kaynak ya da atıf vermemektedir. İddiasını destekleyen tek bir belgeye, söyleve veya yoruma atıfta bulunmamaktadır. Bu iddiayı belgeleyen görgül [ampirik] hiçbir kanıt herhangi bir arşivde ortaya çıkarılmamıştır. Aksine, İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşiv belgelerinde Türk hükümetinin savaşta boğucu, zehirli veya diğer gazların kullanımının yasaklanmasını öngören 1925 tarihli Cenevre Gaz Protokolü’ne taraf olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca savaşta zehirli gaz kullanımının ileri düzeyde bir eğitim gerektirdiği ve 1938’de Türk ordusunun böyle bir harekâtı yürütecek uzmanlara sahip olmadığı kaydedilmektedir. Kieser, vardığı sonuçları kendi başına kullandığı kaynaklardan üretmek yerine, başkalarından hazır biçimde almaktadır.”
Dikkat çekici bir diğer örnek, Kieser’in Adolf Hitler’e atfedilen “Kim hâlâ Ermenilerden söz ediyor?” ifadesini kullanmasına ilişkindir. Bu konuyu dikkatle inceleyen diğer araştırmacılar gibi Güçlü de bu alıntının gerçekliğinin son derece şüpheli olduğunu belirtmektedir. Alıntının Nürnberg Mahkemesi tarafından sabit bir gerçek olarak kabul edilmediğini belirtmekte ve ABD Holokost Anma Müzesi’nin (United States Holocaust Memorial Museum) uzmanlarına ve iç belgelerine atıfta bulunarak bu ifadenin gerçek olmadığına işaret etmektedir. Bu uydurma alıntı son derece kuşkulu bir kökenden gelen dolaylı tanıklıklara ve notlara dayanmaktadır.
Kieser’in kitabını okuyan biri, sayısız maddi ve imlâ hatasıyla karşılaşacaktır. Güçlü bunlardan bir kısmını şu şekilde sıralamaktadır:
“[Kitaptaki] ciddi eksikliklerin yanı sıra, çoğunlukla [kişi ve yer] adlarını, tarihleri ve unvanları içeren maddi hatalar oldukça fazladır. Örneğin İnönü Paşa’nın adı İsmail değil İsmet’tir (s. 83, şekil 6); Talat Paşa’nın Berlin’deki sürgünü sırasındaki kod adı Ali Said değil Ali Saib’dir (s. 111); The Exchange of Minorities: Bulgaria, Greece and Turkey (Azınlıkların Mübadelesi: Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye) adlı kitabın yazarının soyadı Lades değil Ladas’tır (s. 148, n. 74); Cevat Açıkalın’ın asıl adı Ahmed değil Mehmet Muhittin’dir (s. 158); Cevat Açıkalın, 6 Ocak 1923’teki Azınlıklar Alt Komisyonu görüşmelerinde Rıza Nur’un ekibinin üyesi değildi; o kişi Ahmed Cevad (Viyana Türk Büyükelçiliği İkinci Kâtibi) idi (s. 158); Münir Ertegün Washington’da yalnızca 1930’larda değil, 1934-1944 döneminde büyükelçi olarak görev yapmıştır (s. 249); Hasan Saka 1947-1949 döneminde Türkiye’nin başbakanı değil cumhurbaşkanıydı (s. 291); Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanının adı Cemal değil Celal [Bayar’dır] (s. 289); Cevat Açıkalın, Lozan Konferansı’nda Rıza Nur’un değil Hasan Saka’nın sekreteriydi (s. 292). Açıkalın ağırlıklı olarak kapitülasyonlar, Osmanlı borçları ve yabancıların Türkiye’deki hukuki statüleri ile çıkarlarıyla ilgili meselelerle ilgilenmiştir. Şükrü Kaya, 1924-1937 döneminde yalnızca dışişleri ve içişleri bakanı olarak görev yapmamış, 1924’te ayrıca tarım bakanlığı görevini de üstlenmiştir (s. 295); İskenderun ve Antakya 1938’de değil, 1939’da Türkiye’ye katılmıştır (s. 307); Türkiye Kıbrıs’a 1976’da değil, 1974’te çıkarma yapmıştır (s. 307).”
Güçlü haklı olarak Kieser’in kitabının literatüre sağlam bir akademik katkı yapmadığı sonucuna ulaşmaktadır. Kieser’in “akademik çalışmayı kendi siyasi gündemine tabi kıldığını”, teziyle uyuşmayan olayları ve kanıtları görmezden geldiğini ve “Sevr Antlaşması’nın hükümleri ile günümüz Türkiye’si arasındaki ilişkiye dair” oldukça siyasi ve taraflı inançlar tarafından yönlendirildiğini ortaya koymaktadır. Meselenin özüne direk değinmesi sebebiyle Güçlü’nün kitaba ilişkin nihai sonuç ve değerlendirmelerini olduğu gibi sunmak yerinde olacaktır:
“Bu kitaba Lozan Konferansı ve Antlaşması ya da bu alandaki meseleler hakkında bilgi edinmek amacıyla başvurulmamalıdır. Okuyucunun aydınlanmasından çok kafasının karışması ya da yanlış bilgilendirilmesi çok daha olasıdır.”
Yücel Güçlü, incelemesini Cambridge Üniversiesi Yayınları’nın “bu kadar özensiz ve yanlış temeller üzerine kurulmuş bir çalışmayı” yayımlamış olmasından duyduğu üzüntü ve kaygıyı dile getirerek bitirmektedir.
[1] Yücel Güçlü, “Lausanne Peace Treaty of 24 July 1923: A Critical Assessment of Hans-Lucas Kieser’s When Democracy Died: The Middle East’s Enduring Peace of Lausanne”, the Journal of Ottoman Studies/Osmanlı Araştırmaları Dergisi, No. 67 (2026): 251-266, https://osmanliarastirmalari.isam.org.tr/dergi/article/view/1225
[2] “Kemal Çiçek’in Kaleme Aldığı “The Armenians Of Musa Dagh, 1915-1939: A Story Of Insurgency And Flight” Başlıklı Kitap Yayınlandı”, Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), 30 Aralık 2020, https://avim.org.tr/tr/Duyuru/KEMAL-CICEK-IN-KALEME-ALDIGI-THE-ARMENIANS-OF-MUSA-DAGH-1915-1939-A-STORY-OF-INSURGENCY-AND-FLIGHT-BASLIKLI-KITAP-YAYINLANDI
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
2016 SPECA EKONOMİK FORUMU - RAPOR
AVİM 26.12.2016 -
JUSTIN MCCARTHY’NİN “TÜRKLER VE ERMENİLER: MİLLİYETÇİLİK VE OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA ÇATIŞMA” KİTABININ BÖLÜM BÖLÜM ÖZET VE ANALİZLERİ – 6
AVİM 20.11.2015 -
KİTAP ANALİZİ: ERMENİSTAN’DAKİ KATLİAMLAR VE TÜRKLER
AVİM 01.06.2015 -
KORKUNÇ SOYKIRIM SUÇUNDAN ARINDIRILMIŞ BİR DÜNYAYI SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ
AVİM 21.12.2017 -
NİKOL PAŞİNYAN’IN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ SONA ERMESİ ETKİNLİĞİNDE YAPTIĞI KONUŞMA 1915 OLAYLARI İLE İLGİLİ NİYETLERİNİ ORTAYA KOYMAKTADIR
AVİM 20.12.2018
-
“NEMESİS”İN KÖKENLERİ VE RADİKAL ERMENİ MİLLİYETÇİSİ TERÖRİZMİNİN ARKA PLANI
AVİM 25.05.2023 -
İSİM HATASINDAN TASARIM HATASINA: AB’NİN BALKANLAR’DA KARŞILAŞABİLECEĞİ OLASI ÇIKMAZ
Teoman Ertuğrul TULUN 20.03.2018 -
GÜNEY KAFKASYA’DA DEĞİŞEN GÜVENLİK DENKLEMİ
Tutku DİLAVER 06.01.2023 -
1936 MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ'NİN HÜKÜMLERİNİ DEĞİŞTİRME VEYA ENGELLEME ÇABALARI
Teoman Ertuğrul TULUN 19.04.2024 -
ALMAN KOLONİ DÖNEMİNİN MİRASI: TANZANYA VE HUMBOLDT FORUMU
Teoman Ertuğrul TULUN 08.02.2021
-
25.01.2016
THE ARMENIAN QUESTION - BASIC KNOWLEDGE AND DOCUMENTATION -
12.06.2024
THE TRUTH WILL OUT -
27.03.2023
RADİKAL ERMENİ UNSURLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN MEZALİMLER VE VANDALİZM -
17.03.2023
PATRIOTISM PERVERTED -
23.02.2023
MEN ARE LIKE THAT -
03.02.2023
BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ YAŞANAN TARİHİ -
16.12.2022
INTERNATIONAL SCHOLARS ON THE EVENTS OF 1915 -
07.12.2022
FAKE PHOTOS AND THE ARMENIAN PROPAGANDA -
07.12.2022
ERMENİ PROPAGANDASI VE SAHTE RESİMLER -
01.01.2022
A Letter From Japan - Strategically Mum: The Silence of the Armenians -
01.01.2022
Japonya'dan Bir Mektup - Stratejik Suskunluk: Ermenilerin Sessizliği -
03.06.2020
Anastas Mikoyan: Confessions of an Armenian Bolshevik -
08.04.2020
Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset - Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler -
12.06.2018
Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923) - British Documents on Armenian Question (1912-1923) -
02.12.2016
Turkish-Russian Academics: A Historical Study on the Caucasus -
01.07.2016
Gürcistan'daki Müslüman Topluluklar: Azınlık Hakları, Kimlik, Siyaset -
10.03.2016
Armenian Diaspora: Diaspora, State and the Imagination of the Republic of Armenia -
24.01.2016
ERMENİ SORUNU - TEMEL BİLGİ VE BELGELER (2. BASKI)
-
AVİM Konferans Salonu 06.10.2026
“GÜMRÜ'DEN LOZAN'A TÜRKLER VE ERMENİLER” BAŞLIKLI KONFERANS
