Soykırım kavramını ortaya çıkaran Polonya Yahudisi bir hukukçu olan Raphael Lemkin’in adı bu günlerde son derece ironik bir tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Philadelphia merkezli Lemkin Soykırım Önleme ve İnsan Güvenliği Enstitüsü (Lemkin Institute for Genocide Prevention and Human Security) 7 Ekim sonrasında İsrail’in Gazze’deki faaliyetlerini soykırım olarak nitelendiren açıklamalar yayınlamıştır.[1] Buna karşılık Lemkin’in bazı akrabaları, kuruluşun Lemkin’in adını ve mirasını kendilerinden izin almadan kullandığını ve İsrail’e yönelik “soykırım” suçlamaları üzerinden Lemkin’in mirasını siyasi bir amaç doğrultusunda araçsallaştırdığını savunmaktadır. Kuruluş ise bu suçlamaları reddetmekte ve Lemkin’in çalışmalarını kendi insan hakları faaliyetlerinin temel referanslarından biri olarak göstermektedir.[2]
Uluslararası siyasette bazı kavramlar yalnızca hukuki anlam taşımaz; aynı zamanda siyasi meşruiyet üretir. “Soykırım” kavramı bunların başında gelir. Bir olayın soykırım olarak nitelendirilmesi, yalnızca geçmişteki olayların nasıl yorumlandığını değil, bugün hangi devletin uluslararası kamuoyu nezdinde nasıl konumlandırıldığını da etkiler. Dolayısıyla bu tartışma, basit bir isimlendirme anlaşmazlığının çok ötesinde, soykırım kavramının evrensel ve nesnel bir hukuk standardı olarak mı, yoksa zaman zaman siyasi saiklerle farklı anlamlar yüklenen bir suçlama aracı olarak mı kullanıldığı sorusunu gündeme getirmektedir.
Bu bağlamda, özellikle Sevk ve İskân Kanunu’nun yıllar boyunca Türkiye’ye karşı uluslararası alanda siyasi baskı aracı olarak gündeme getirilmesi, hukuki kavramlarla siyasi söylem arasındaki ilişkinin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Nitekim Sevk ve İskân Kanunu’na ilişkin tartışmaların yalnızca tarihi ve hukuki bir mesele olarak kalmayıp devletler arasındaki siyasi ilişkiler bağlamında da ele alınması, konunun siyasallaşmasına ilişkin önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri de İsrail’de Ermeni soykırımı iddialarının zaman zaman gündeme taşınmasıdır. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gerildiği dönemlerde, sözde “Ermeni Soykırımının” tanınmasına yönelik girişimlerin Knesset’te gündeme gelmesi, bu konunun yalnızca tarihi veya hukuki bir değerlendirme meselesi olmadığını göstermektedir.
Raphael Lemkin tartışmasının asıl ironisi de burada ortaya çıkmaktadır. Soykırım kavramını geliştiren hukukçunun adı bugün birbirine zıt siyasi pozisyonların meşruiyet kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bir tarafta Lemkin ailesinin bazı üyeleri, onun Yahudi kimliğini ve İsrail’e yönelik desteğini öne çıkararak mevcut Lemkin Enstitüsü’nün yaklaşımını onun mirasına aykırı bulmaktadır. Diğer tarafta ise enstitü, Lemkin’in asıl mirasının herhangi bir devleti veya topluluğu siyasi olarak korumak değil, kitlesel imha tehlikesi altındaki grupların korunması olduğunu savunmaktadır.
Eğer “soykırım” kavramı günümüzde gerçekten evrensel bir hukuk standardı ise, mağdurun kimliği, failin müttefik olup olmadığı, söz konusu suçlamanın hangi devletin çıkarlarına hizmet ettiği ya da kavramı ortaya çıkaran kişinin kimliği hukuki kriterleri değiştirmemelidir. Aksi halde Lemkin’in mirasının savunulduğu iddiasıyla yapılan tartışma, ironik biçimde onun karşı çıktığı şeyin, yani soykırım suçunun siyasi çatışmaların gölgesinde kalmasına yol açacaktır.
Sonuç olarak Raphael Lemkin’in mirasının gerçek sınavı, adının kimin tarafından kullanıldığı değil, geliştirdiği kavramın günümüzde geldiği noktada ne derece tutarlı kullanıldığı olacaktır. “Soykırım” sözcüğü bir siyasi slogan haline geldiğinde hukuki anlamını kaybetme riski taşımaktadır. Akrabalarının çabası gerçekten Lemkin’in mirasına sahip çıkmak ise bir devletin veya halkın siyasi tezini desteklemekten önce, aynı fiile aynı hukuki ölçüyü uygulayabilmektir. Eğer bu yapılabilirse, soykırım birbirlerine karşı kullanılan siyasi argümanlar olmaktan çıkar ve insanlığın soykırımı önleme konusunda geliştirdiği ortak hukuk düzeninin parçaları olarak ele alınabilir. Aksi durumda ise “bir daha asla” ilkesi, hangi mağdurun söz konusu olduğuna göre değişen bir siyasi araca dönüşecektir.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır