Son dönemde Azerbaycan ve Türkiye arasındaki siyasi, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin giderek derinleşmesine paralel olarak, iki ülke arasındaki iş birliğini sorgulayan ve mevcut uyumu hedef alan değerlendirmelerin yapıldığı görülmektedir[1]. İlk bakışta yalnızca Bakü ve Ankara ilişkilerine yönelik eleştiriler olarak değerlendirilebilecek bu yaklaşımlar, daha geniş perspektiften ele alındığında Türk dünyasında son yıllarda güçlenen bütünleşme eğilimleriyle bağlantılı görünmektedir. Bu çerçevede söz konusu tartışmaların yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Türk devletleri arasında gelişen iş birliği ve entegrasyon süreçlerini de dolaylı biçimde hedef aldığı söylenebilir.
İki taraf arasındaki istikrarlı ilişkilere yönelik eleştiriler
Söz konusu yazılar incelendiğinde, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin çoğunlukla İsrail ve Ermenistan ile yürütülen ilişkiler bağlamında değerlendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu çerçevede, Azerbaycan-Türkiye ilişkileri sıklıkla Azerbaycan’ın İsrail ile sürdürdüğü olumlu ilişkiler ile Türkiye’nin İsrail’le yaşadığı dönemsel gerilimler üzerinden tartışılmaktadır. Ancak bu yaklaşım, Azerbaycan’ın dış politika tercihlerini ve bölgesel stratejisini dar bir perspektiften yorumlama eğilimi taşımaktadır.
Azerbaycan, İsrail ile diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında ilişkilerini sürdürürken, Türkiye ile olan iş birliğini çok daha kapsamlı ve kurumsallaşmış bir stratejik ortaklık düzeyinde geliştirmektedir. Bu süreçte Bakü’nün taraflardan biri lehine pozisyon almak yerine dengeli bir politika izlediği, gerektiğinde ise iki ülke arasında kolaylaştırıcı ve dengeleyici bir rol üstlendiği görülmektedir. Bunun yanında Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri önemli olmakla birlikte, Türkiye ile ilişkileri farklı bir stratejik düzlemde konumlanmaktadır. Şuşa Beyannamesi ile daha da kurumsallaşan bu ortaklık; siyasi, ekonomik, güvenlik, enerji ve kültürel alanlarda uzun vadeli ve çok boyutlu bir iş birliği zemini oluşturmuştur. Ayrıca Azerbaycan-Türkiye ilişkileri, İsrail ile yürütülen ilişkilerden farklı olarak ortak tarih, kültür, dil ve toplumsal bağlar üzerine inşa edilmiş daha derin bir niteliğe sahiptir.
Ermenistan bağlamında Azerbaycan-Türkiye ilişkileri sıklıkla Ermenistan-Azerbaycan ve Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle birlikte ele alınmaktadır. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesinin ardından Türkiye ile Ermenistan arasında başlatılan normalleşme sürecine yönelik değerlendirmeler öne çıkmıştır. Bu süreç zaman zaman Azerbaycan’ın Türkiye’nin Ermenistan politikasını belirleyici ölçüde etkilediği şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak bu tür değerlendirmeler, sürecin çok aktörlü ve çok boyutlu niteliğini yeterince yansıtmamaktadır.
Türkiye-Ermenistan ilişkileri açısından bakıldığında yalnızca güncel gelişmelerin değil, tarihsel mirasın da belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Mevcut Ermeni yönetimi normalleşme yönünde çeşitli açıklamalarda bulunsa da uluslararası platformlarda Türkiye’ye yönelik tartışmalı tarihsel iddiaların zaman zaman gündeme getirilmesi ve Türkiye karşıtlığı bilinen denklemlerde yer alması ilişkilerin kırılgan yapısını koruduğunu göstermektedir. Bu nedenle Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecini Karabağ konusunun fiilen çözülmüş olması üzerinden değerlendirmek, sürecin tarihsel, siyasi ve toplumsal boyutlarını göz ardı eden eksik bir okuma riskini beraberinde getirmektedir. Savaş sonrasında Ermenistan’ın üstlendiği yükümlülüklere rağmen anayasal ve hukuki düzeyde gerekli değişiklikleri henüz tamamlamamış olması, normalleşme ve barış sürecinin tam anlamıyla sonuçlanmadığını göstermektedir. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul eden açıklamalarına rağmen, ülke içindeki siyasi dinamikler, diaspora çevrelerinin etkisi ve muhalefetin söylemleri geçmiş döneme ait bazı yaklaşım ve politikaların tamamen terk edilmediğini ortaya koymaktadır.
Hedef Türk Devletleri Birliği
Son yıllarda küresel ve bölgesel ölçekte görünürlüğü artan Türk Devletleri Teşkilatı'nın bu tartışmaların arka planında dikkate alınması gerekmektedir. Türk devletleri arasındaki ilişkiler, siyasi, ekonomik, güvenlik, ulaştırma, enerji ve teknoloji alanlarında giderek daha kurumsal bir nitelik kazanmakta ve çok katmanlı bir iş birliği ağı oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, üye devletler ortak tarihsel hafıza, kültürel yakınlık ve dilsel bağlar temelinde birbirleriyle güçlü ilişkiler sürdürmektedir.
Yöneticilerinin Türk Devletleri Teşkilatı’nı yalnızca bir iş birliği platformu olarak değil, önemli jeopolitik güç merkezi olarak tanımlayan açıklamaları da bu süreci desteklemektedir[2]. Bu kapsamda üye devletlerin Avrasya’da ekonomik ve siyasi ilişkilerini etkin bir şekilde sürdürürken, aynı zamanda kendi aralarındaki kurumsal iş birliğini güçlendirmeye yönelik adımları öne çıkmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu bütünleşme sürecine yönelik bazı eleştirilerin zaman zaman “pan-Türkizm” söylemi üzerinden dile getirildiği de görülmektedir. Azerbaycan ve Türkiye'ye yönelik eleştiriler bu bağlamda değerlendirildiğinde, her iki ülkenin Türk Devletleri Teşkilatı içindeki merkezi konumu dikkat çekmektedir. Türkiye, sahip olduğu siyasi, ekonomik ve kurumsal kapasiteyle Türk dünyasında önemli bir rol üstlenirken, Azerbaycan ise Güney Kafkasya'daki stratejik konumu, enerji kaynakları ve ulaştırma koridorları üzerindeki etkisi sayesinde Türk devletleri arasında önemli bir bağlantı noktası oluşturmaktadır. Bu nedenle Azerbaycan ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın zayıflatılmasına yönelik girişimlerin ikili ilişkileri değil, özellikle Türk devletleri arasındaki iş birliği ve bütünleşme süreçlerini hedef aldığını değerlendirmek mümkündür.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır